Kelimeler arşivi içinde; başında "karşı" olan, toplam 81 adet kelime bulunmaktadır. karşı ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu karşı ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde karşı olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
KARŞILAŞTIRABİLME
KARŞITGÖRÜŞLÜLÜK, KARŞILAŞTIRILMAK
KARŞILAŞABİLMEK, KARŞILAŞTIRMACI, KARŞILAŞTIRMALI, KARŞILAŞTIRILMA, KARŞILAYABİLMEK, KARŞILANABİLMEK
KARŞILAŞTIRMAK, KARŞILAYABİLME, KARŞILANABİLME, KARŞILIKSIZLIK, KARŞIDENGELEME, KARŞILAŞTIRICI, KARŞILAŞABİLME
KARŞILAŞTIRMA, KARŞITYOKLAMA, KARŞIKÖPÜRÜCÜ, KARŞILIKLILIK, KARŞILIKSIZCA, KARŞIDAVRANIŞ, KARŞISÜRTÜNME, KARŞITLIĞIMSI
KARŞILIKLICA, KARŞITLAMALI, KARŞITLAŞMAK, KARŞIYENİMLİ, KARŞILAŞMACI, KARŞIKÖPÜRME
KARŞILAŞMAK, KARŞITÇILIK, KARŞITAYRIM, KARŞIÇEKİCİ, KARŞITLAMAK, KARŞITLAŞMA, KARŞIDÖNGEL, KARŞILIKSIZ, KARŞILIKLAR, KARŞILANMAK
KARŞIDURMA, KARŞICILIK, KARŞIYENİM, KARŞITLAMA, KARŞISÜRÜM, KARŞIPINAR, KARŞILAŞMA, KARŞILANMA, KARŞILANIŞ, KARŞILAMAK, KARŞIKONAK, KARŞIYANIT, KARŞIGEÇİT, KARŞILIKLI, KARŞITLICA, KARŞITUTUM, KARŞILAYIŞ, KARŞILAYAN, KARŞIASTEL
KARŞIBERİ, KARŞIYAKA, KARŞITLIK, KARŞITLAM, KARŞINLIK, KARŞILEYİ, KARŞIKENT, KARŞILAMA
KARŞITÇI, KARŞINLI, KARŞILAR, KARŞIGÜN, KARŞITLI, KARŞILIK, KARŞIBAN, KARŞILIH, KARŞITUÇ, KARŞIKÖY
KARŞICI
KARŞIT, KARŞIN
KARŞI
KARŞI
Bir şeyin, bir yerin, bir kimsenin, esas tutulan yüzünün ilerisi. İçin, hakkında. Bulunan yere göre önde, ileride olan. Karşılık olarak, mukabil. -e doğru. Karşıt, zıt, muhalif. Yol, deniz, ırmak vb.nin öbür kıyısı veya yanı. Ön, kat, huzur. Yüzünü bir şeye doğru çevirerek.
KARŞIDENGELEME
Bir deneylemede deneysel değişkenin uygulanmasına bağlı saptırıcı etkileri dengelemek amacıyla bu etkenin değişik rastlantılı düzenler içinde sunulmasını öngören denetim önlemi, bk. abba düzeni, deneyin denetlenmesi.
KARŞILAŞTIRICI
Küçük uzunlukları ya da aralımları tam ve kesin olarak ölçmede kullanılanlir düzenek. Bir tür reokölçer.
KARŞILAŞTIRILMAK
Karşılaştırma işi yapılmak.
KARŞILAŞABİLMEK
Karşılaşma imkânı veya olasılığı bulunmak.
KARŞILAŞTIRMALI
Karşılaştırma yolu ile yapılan, mukayeseli.
KARŞILAYABİLME
Karşılayabilmek işi.
KARŞILAŞTIRMAK
Karşılaştırma işini yaptırmak. Kişi ve nesnelerin benzer veya ayrı yanlarını incelemek için kıyaslamak, mukayese etmek. Dikişte giysinin bir yanına yapılmış olan işlemi, eşitlik sağlamak amacıyla öbür yanında uygulamak.
KARŞILAŞTIRILMA
Karşılaştırılmak işi.
KARŞILANABİLMEK
Karşılanma imkânı veya olasılığı bulunmak.
KARŞILAŞTIRMACI
Karşılaştırmalı edebiyat veya dil bilimi uzmanı.
KARŞILAŞTIRABİLME
Karşılaştırabilmek işi.
KARŞILIKSIZLIK
Karşılıksız olma durumu.
KARŞITGÖRÜŞLÜLÜK
Bir görüş, kanı, tutum, davranış ya da eyleme karşı olma ya da karşı çıkma.
KARŞILANABİLME
Karşılanabilmek işi.
KARŞILAYABİLMEK
Karşılama imkânı veya olasılığı bulunmak.
Bu bölümde tanımı içerisinde KARŞI geçen kelimeler listesi verilmiştir.
AĞIRLAMA
Ağırlamak işi, ikram, izaz. Gelin veya güveyi karşılanırken çalınan kıvrak bir hava.
ADCILIK
Kavramların gerçek varlıklar olduğunu kabul eden, kavram gerçekliğine karşıt olarak tümel kavramların yalnızca nesnelerin adları olduğunu ileri süren görüş, isimcilik, nominalizm.
ACI
Bazı maddelerin dilde bıraktığı yakıcı duyu, tatlı karşıtı. Kırıcı, üzücü, incitici, dokunaklı, kötü. Herhangi bir dış etken dolayısıyla duyulan rahatsızlık, ızdırap. Keskin, şiddetli. Çarpıcı, göz alıcı (renk). Tadı bu nitelikte olan. Ölüm, yangın, deprem vb. olayların yarattığı üzüntü, keder, elem.
AFFETMEK
Bağışlamak. Hoşgörü ile karşılamak, mazur görmek. Birinin sorumluluğundaki bir görevden veya işten çıkmasına izin vermek.
AHRETLİK
Ahret kardeşi olan kadınlardan her biri. Öbür dünyada karşılığı görüleceğine inanarak yapılmış olan (iş veya iyilik). Besleme kız, beslek.
ABANDONE
Boks sporunda dövüşemeyecek duruma gelen boksörün karşılaşmayı yarıda bırakması. Herhangi bir olay karşısında çaresiz duruma düşme.
AÇIK
Açılmış, kapalı olmayan, kapalı karşıtı. Örtüsüz, çıplak. Bir gereksinimin karşılanamaması durumu. Görevlisi olmayan, boş (iş, görev), münhal. Çalışır durumda olan. Gizliliği olmayan, olduğu gibi görünen. Sevişme sahnelerini bütün çıplaklığıyla anlatan (kitap, resim, film vb.). Boş. Belirgin bir biçimde. Rengi koyu olmayan, koyu karşıtı. Belli bir yerin biraz uzağı. Engelsiz, serbest. Aralığı çok. Kolay anlaşılır, vazıh. Denizin kıyıdan uzakça olan yeri. Her türlü düşünceyi hoşgörüyle karşılayabilen, etkisinde kalabilen.
AÇGÖZLÜ
Mala, yiyeceğe ve içeceğe doymak bilmeyen, açgöz, gözü aç, doymaz, gözü doymaz, tamahkâr, haris, hırslı, tokgözlü karşıtı.
AÇMAZ
Satranç oyununda şahı koruyan taşlardan birinin yerinden oynatılamaması durumu. Tuluatta karşısındakine bir nükte veya tekerleme söyleme kolaylığını veren söz. İçinden zor çıkılır durum.
AĞIRBAŞLI
Davranışları ölçülü, olgun (kimse), vakur, ciddi, hoppa karşıtı. Gösterişli. Değeri çok olan, ağır.
AHLAF
Bizden sonrakiler, eslaf karşıtı.
ABANMAK
Eğilerek bir şeyin, bir kimsenin üzerine kapanmak. Bir yere veya bir kimseye yaslanmak, dayanmak. Bir şeyin veya bir kimsenin üzerine çöküp çullanmak. Birine yük olarak onun sırtından geçinmeye çalışmak. Boksta karşılaşma sırasında rakibine yaslanmak. Futbolda topa olanca gücüyle vurmak.
AİDAT
Dernek, kuruluş, kulüp üyelerinin belli sürelerde, belli miktarlarda ödedikleri para, ödenti. Bir hizmet karşılığı sürekli ve düzenli ödenen para. Kesenek.
AĞIŞ
Ağma işi. Su buharının ve başka gazların yerden havaya doğru çıkışı, yağış karşıtı.
AÇAN
Oynak kemiklerin arasındaki açıları genişletmeye yarayan kasların genel adı, büken karşıtı.
AĞIRSAMAK
Birine karşı soğuk davranarak sıkıntı verdiğini anlatmak. Bir işi ağır bulmak, yük saymak, yüksünmek. Bir işi yavaş yapmak, önemsememek, ilgilenmemek.
AĞIR
Tartıda çok çeken, hafif karşıtı. Değeri çok olan, gösterişli. Dokunaklı, insanın gücüne giden, kırıcı. Yoğun. Sindirimi güç (yiyecek). Çetin, güç. Çapı, boyutu büyük. Yavaş. Ağır sıklet. Keskin, boğucu (koku). Fiziksel sebeplerden dolayı güç işiten (kulak). Kısık, alçak. Yavaş bir biçimde. Ciddi. Ağırbaşlı, ciddi. Sıkıntı veren, bunaltan. Davranışları yavaş olan.
ACIMA
Acımak durumu. Başka bir kimsenin veya canlının mutsuzluğuna karşı duyulan üzüntü, merhamet.
AÇ
Yemek yemesi gereken, tok karşıtı. Karnı doymamış olarak. Yiyecek bulamayan. Çok istekli, hevesli. Gözü doymaz, haris.
ACENTE
Bir kuruluşun yaptığı işi onun adına kazanç karşılığında yürüten daha küçük kuruluş. Bu kuruluşun veya şubelerinin başında bulunan kimse. Bir kuruluşa bağlı olmaksızın sözleşmeye dayanarak belirli bir yer ve bölge içinde sürekli olarak ticarethane veya işletmeyi ilgilendiren işlerde aracılık eden, bunları o işletme adına yapan kimse. Banka şubesi. Vapur ortaklığı.