Kelimeler arşivi içinde; sonunda "alkan" olan, toplam 13 adet kelime bulunmaktadır. Sonu alkan ile biten kelimeler listesinden; Türkçe hakkında yapacağınız ders ve araştırma çalışmalarında ya da Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunlarında kelime türetmek için faydalanabilirsiniz.
Bunun yanı sıra, başında alkan olan kelimeler listesine ulaşmak veya içinde alkan olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Ayrıca, burada verilen kelimelerin tanımları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarını kullanabilirsiniz.
KILIÇKALKAN
ALİKALKAN
ERKALKAN, KAVALKAN, KOVALKAN, YAMALKAN
ERALKAN
BALKAN, KALKAN, ÇALKAN, DALKAN, GALKAN
ALKAN
ALKAN
Doymuş alifatik hidrokarbonların genel adı, parafin.
ERALKAN
Vatanı uğrunda canını feda edebilecek yiğit.
BALKAN
Sarp ve ormanlık sıradağ.
KAVALKAN
Kendini öven kimse.
KOVALKAN
Övünen.
DALKAN
Isırgan otu.
KALKAN
Ok, kılıç vb.nden korunmak için savaşçıların kullandığı korunmalık. Toplum olaylarında güvenlik görevlilerinin çeşitli saldırı araçlarından kendilerini ve başkalarını korumak için kullandıkları, özel olarak yapılmış korumalık. Koruyucu. Yan yüzergillerden, büyük, yassı, derisi düğme veya çivi denilen birtakım sivri kemiklerle örtülü, beyaz etli balık, kalkan balığı (Scophtalmus maximus).
GALKAN
Boyunduruğun iki zelve arasındaki kısmı. Kalkan. Kökü yenen bir ot. Devedikeni. Tekerleklerin içeri kaçmamasını sağlamak için kağnı dingillinin uygun kısımlarında yapılan şişkinlik. (Çaltı Gelendost Isparta).
ERKALKAN
Tunceli ilinde, Gedikler nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi.
ÇALKAN
Suyun hızlı akan yeri. Su birikintisi.
ALİKALKAN
Muş ili, Nurettin nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.
KILIÇKALKAN
Kılıç ve kalkan kullanılarak oynanan bir tür halk oyunu.
YAMALKAN
Çavuşkuşu.
Bu bölümde tanımı içerisinde ALKAN geçen kelimeler listesi verilmiştir.
ÇALKANTISIZ
Çalkantısı olmayan.
BALKANOLOJİ
Balkan uluslarının dili, tarihi ve kültürü ile uğraşan bilim dalı.
HAVACIVA
Sığırdiligillerden, Akdeniz bölgesinde yetişen ve köklerinden kırmızı boya elde edilen, çok yıllık otsu bir bitki (Alkanna tinctoria).
KALKANCIK
Tohum içerisinde oğulcuğu besi dokuya bağlayan, onu besin deposundan ayıran ve besin maddelerini emerek oğulcuğa veren zar gibi ince ve kalkan şeklinde bir parça.
KIMIL
Yarım kanatlılardan, sap, çiçek, yaprak ve başakları emerek veya yiyerek ekin hastalığına yol açan, vücudu kalkana benzeyen zararlı bir böcek (Aelia rostrata).
MANAV
Meyve ve sebze satan yer. Yerli halk. Balkanlardan göç etmiş, genel olarak Marmara bölgesinde yaşayan bir topluluk. Meyve ve sebze satan kimse.
ÇİVİ
İki şeyi birbirine tutturmak, bir nesneyi bir yere sabitlemek için çakılan, ucu sivri, başlı, metal veya ağaçtan yapılmış ufak çubuk, mıh. Kalkan balığının üzerindeki düğmeye benzer kemiksi oluşum.
BALKANOLOG
Balkanoloji uzmanı.
DAMPER
Bir şasinin üzerine takılmış, inip kalkan kasası olan, kendinden hareketli, yükü boşaltan düzen.
ÇALKANIŞ
Çalkanma işi.
KARIŞIK
Ayrı nitelikteki şeylerden oluşmuş. Düzensiz, dağınık, intizamsız. Dolu. Karışmış. Saf olmayan. Halk inancına göre cin ve perilerle ilişkisi olan. Çalkantı, kargaşa, gerginlik içinde olan. Anlaşılması güç olan, açık seçik olmayan, çapraşık.
KAYGANA
Omlet. Yumurta çalkanarak yapılmış olan bir tatlı türü.
OĞUZCA
Türkiye, Azerbaycan, Türkmenistan, Gagavuz Yeri ile Balkanlar, Kırım ve İran'ın bazı bölgelerinde kullanılan Türkçeyi içine alan Türk dili grubunun ortak adı. Bu Türkçeyle yazılmış olan.
KAPTAN
Gemi yönetimiyle ilgili en yüksek görevli. Kaptan pilot. Takım oyunlarında takımı temsil eden kimse. Balkanlarda çete savaşı yapan milis gücünde çarpışan kimse, efe. Yolcu otobüsü sürücüsü.
ÇALKANTI
Deniz ve gölde dalgalanma. Coşku. Kalbur yardımıyla ayrılan çer çöp. Çalkanmış şey. Kargaşa ve bunalımın yol açtığı düzensiz, karışık, sıkıntılı durum.
PARPA
Kalkan balığının yavrusu.
PEÇENEK
VIII-XI. yüzyıllar arasında Türkistan'da, Güneydoğu Avrupa ve Balkanlarda yaşamış olan bir Türk kavmi.
PARAFİN
Katran, petrol, neft vb. maddelerden çıkarılan, katı, beyaz, yarı saydam, buharı parlak bir alevle yanan, kimyasal etkenlere karşı ilgisiz, katı hidrokarbon, alkan.
KAYNAMAK
Bir sıvı, sıcaklığı belli bir dereceyi bulduğunda buhar durumuna geçerek fokurdamak. Mide ekşimek. Kırık, çatlak kemik veya metal parçalar eski durumunu almak, birbirine yapışmak. Yerden çıkmak. Mayalı bir şey kabarıp köpürmek. Çok miktarda bulunmak. Yiyecek, içecek pişmek, haşlanmak. Arada kaybolmak. Gerektiği gibi yapılamamak. Gizli bir iş çevirmek, için için hazırlanmak. Bir yerde huzursuzluk, tedirginlik olmak. Artmak, çoğalmak, yoğunlaşmak. Coşmak, heyecanlanmak. Çalkantı durumunda olmak, dalgalanmak. Yara kapanmak, iyileşmek.
ÇALKANMA
Çalkanmak işi.