TIY ile başlayan kelimeler

Kelimeler arşivi içinde; başında "tıy" olan, toplam 18 adet kelime bulunmaktadır. tıy ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.

Ayrıca sonu tıy ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde tıy olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.

 
 

11 harfli kelimeler

TIYIRTTANAK

10 harfli kelimeler

TIYANNAMAK, TIYIRDAMAK

9 harfli kelimeler

TIYNETSİZ, TIYINÇSIZ, TIYIRTDAK, TIYIRTTAK

8 harfli kelimeler

TIYNETLİ, TIYINÇLI, TIYIRDAK, TIYRAMAK

7 harfli kelimeler

TIYAMAK, TIYILMA

6 harfli kelimeler

TIYNET, TIYLAK, TIYRAK

5 harfli kelimeler

TIYAN

3 harfli kelimeler

TIY

Bazı kelimelerin anlamları

TIY

Az, çok az, biraz.

TIYNETLİ

İyi huylu.

TIYIRDAK

Birdenbire, sessizce (gelmek, gitmek, ya da bir iş yapmak için).

TIYIRDAMAK

Sessizce gitmek.

TIYIRTDAK

Gaz çıkartma, yellenme için.

TIYIRTTANAK

Birdenbire, sessizce (gelmek, gitmek, ya da bir iş yapmak için).

TIYILMA

Perhiz.

TIYINÇLI

Uygun, rahat.

TIYNET

Yaradılış, huy, maya.

TIYRAMAK

Korkmak : Şu adamdan gözüm tıyradı.

TIYANNAMAK

Yılmak, usanmak.

TIYNETSİZ

Kötü huylu.

TIYINÇSIZ

Rahatsız.

TIYIRTTAK

Birdenbire, sessizce (gelmek, gitmek, ya da bir iş yapmak için).

TIYAMAK

Kesmek.

TIYLAK

Zayıf.

  -   -   -  

Anlamında TIY bulunan kelimeler

Bu bölümde tanımı içerisinde TIY geçen kelimeler listesi verilmiştir.

BORÇLANMAK

Karşılığını sonra vermek şartıyla birinden para veya bir şey almak, istikraz etmek. Manevi bir yükümlülük altına girmek.

CEFALI

Sıkıntı, eziyet çekilen. Sıkıntıya, eziyete katlanmış veya katlanan.

BİLEZİK

Genellikle altın, gümüş vb. elementlerden yapılmış olan ve bileğe süs için takılan halka. Mobilyaların ayak altlarına takılan kare, dikdörtgen, silindir, kesik koni vb. şekilli, pirinç veya nikel kaplı demirden yapılmış, iki ucu delik gereç. İki borunun ucunu birleştirmeye yarayan halkaya benzer parça. Motor pistonlarına, yağlama, soğutma, özellikle sızıntıyı önleme vb. amaçlarla yerleştirilmiş, genel olarak dökme demirden yapılmış, uçları açık ve esnek halka. Kelepçe.

ABARTICI

Abartıyı huy edinen (kimse), abartmacı, mübalağacı.

BİTTABİ

Doğal olarak, tabiatıyla, tabii, elbette.

EZMEK

Üstüne basarak veya bir şey arasına sıkıştırarak yassılaştırmak, biçimini değiştirmek. Üzmek, sıkıntıya sokmak. Harcamak. Ağır bir şey, başka bir şeyin üzerinden geçmek, çiğnemek. Yenmek, sindirmek. Sıvı içinde bastırıp karıştırarak eritmek. Dayanıklılığını aşacak derecede çalıştırarak yormak.

DİDİKLEMEK

Çekiştirerek ya da ısırarak parçalamak, gagalamak. Huzursuzluk vermek, sıkıntıya sokmak. Bir konuyu bütün ayrıntılarıyla gözden geçirmek, iyice araştırmak. Bir yerin veya bir şeyin içindeki eşyayı karıştırarak aramak, araştırmak.

AÇILMAK

Açma işine konu olmak. Kendine gelmek, biraz iyileşmek, ferahlamak. Kıyıdan uzaklaşmak. Yeni bir bakış açısı getirmek. Renk koyuluğunu yitirmek. Kapı, yol vb. geçit vermek. Gereken güce ulaşmak. Kuruluşlar ilk kez veya yeniden işe başlamak. Sıkılması, çekinmesi, tutukluğu kalmamak. Herhangi bir konuyla veya sorunla ilgili olarak düşünce ve uygulamalarda yeni koşulların gerektirdiği değişiklikleri veya yenilikleri yapmak. Ayrıntıya girmek. Sırrını, üzüntüsünü, sorunlarını birine söylemek. Genişlemek, bollaşmak. İşini gereğinden veya yapabileceğinden geniş tutmak. Delinmek, yırtılmak. Sis, karanlık, duman vb. dağılmak, yoğunluğunu yitirmek.

CEFAKEŞ

Cefa çeken, sıkıntıya katlanan.

DAVETİYE

Bir toplantıya, bir yere çağırmak üzere düzenlenen davet yazısı, çağrılık.

FLAŞ

Fotoğraf çekiminde ışık yeterli olmadığında bir görüntüyü net almak için kullanılan çok kısa süreli ve güçlü parıltı. İletişimde üstünlüğü, önceliği olan, önemli (haber). Fotoğraf çekiminde güçlü parıltıya gereksinim duyulduğunda kullanılan lamba. Gösterişe, ilgiye düşkün. Televizyon yayınlarında görüntüyü net almak için kullanılan çok kısa süreli ve güçlü ışıltı. Ünlü, gözde.

GÜNEY

Solunu doğuya, sağını batıya veren kimsenin tam karşısına düşen yön, dört ana yönden biri, cenup, kuzey karşıtı. Denizli iline bağlı ilçelerden biri. Lodos. Güneş gören yer.

AJİTE

"Körüklemek; duygu sömürüsü yapmak" anlamlarındaki ajite etmek birleşik fiilinde ve "çırpıntıya uğramak" anlamındaki ajite olmak teriminde geçen bir söz.

BELA

İçinden çıkılması güç, sakıncalı durum. Hak edilen ceza. Büyük zarar ve sıkıntıya yol açan olay veya kimse.

ARABİST

Arap dili ve edebiyatıyla uğraşan kimse.

EPİKEREM

Önertilerinin biri veya her ikisi kanıtıyla birlikte ileri sürülen tasım.

ARİYET

Ödünçleme. Belli bir taşınır malın kullanımının geri verilmek şartıyla bedelsiz olarak bir kimseye bırakılması.

AÇMAK

Bir şeyi kapalı durumdan açık duruma getirmek. Yakışmak, güzel göstermek. Engeli kaldırmak. Savaşla almak, fethetmek. Bir kuruluşu, bir iş yerini işler duruma getirmek. Sarılmış, katlanmış, örtülmüş veya iliklenmiş olan şeyleri bu durumdan kurtarmak. Birbirinden uzaklaştırmak. Satranç, poker vb. oyunları başlatmak. Ayırmak, tahsis etmek. Yarmak. Bir şeyi, bir yeri oyarak veya kazarak çukur, delik oluşturmak. Düğümü veya dolaşmış bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Yapmak, düzenlemek. Avunmak veya danışmak üzere söylemek, içini dökmek. Alışverişi başlatmak. Görünür duruma getirmek. Geçit sağlamak. Bir toplantıyı, etkinliği başlatmak. Bulutların dağılmasıyla gökyüzü aydınlanmak. Ferahlık vermek. Bir konu ile ilgili konuşmak. Tıkalı bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Sıkılganlığını, utangaçlığını gidermek. Rengin koyuluğunu azaltmak. Beğenmek. Bir aygıtı, bir düzeneği çalıştırmak. Alanını genişletmek.

DENEYCİLİK

Bilginin gözlem, deneme veya duyular ile elde edilebileceğini ileri süren geleneksel öğreti, görgücülük, ampirizm, akılcılık karşıtı. Organizma ile durum veya çevre arasında bir etkileşim olarak yaşantıya önem veren, bilgiyi, simgelerle iletişimi yapılmış olan denetimli ve yeniden düzenlenmiş yaşantı biçiminde düşünen çağdaş bir felsefe anlayışı, görgücülük, ampirizm.

ÇAĞRILI

Bir toplantıya, bir yere veya birinin yanına çağrılmış kimse, davetli.

 

Kaynak: Türk Dil Kurumu (TDK) Büyük Türkçe Sözlük