Kelimeler arşivi içinde; başında "süre" olan, toplam 64 adet kelime bulunmaktadır. süre ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu süre ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde süre olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
SÜREKLİLEŞTİRMEK, SÜREĞENLEŞTİRMEK
SÜREKLİLEŞTİRME, SÜREĞENLEŞTİRME
SÜREĞENLEŞMEK
SÜREĞENLEŞME, SÜREDEŞÇİLİK
SÜREKSİZLİK
SÜREĞENLİK, SÜREKLİLİK, SÜREGİTMEK, SÜRELENMEK, SÜREGELMEK, SÜRECENLİK, SÜRESİZLİK, SÜRETLEMEK, SÜREBİLMEK
SÜREKLİCE, SÜREBİLME, SÜRELEMEK, SÜRELETME, SÜREÖLÇEN, SÜREÖLÇER, SÜRESİNCE, SÜRESİNDE, SÜREYAZAR, SÜREBÖLÜM, SÜREDURAN, SÜREGİTME, SÜREGELME, SÜREDURUM
SÜREKELİ, SÜREKKÖY, SÜRENDAL, SÜRENKÖK, SÜRENPOT, SÜREKSİZ, SÜRERLİK
SÜREKÇİ, SÜREMEÇ, SÜRERGE, SÜRESİZ, SÜRECEK, SÜRETME, SÜREYYA, SÜRELGE, SÜRELER, SÜREGEN, SÜREĞEÇ, SÜREĞEN, SÜREMCİ, SÜREKLİ, SÜREKCİ
SÜREKE, SÜRELİ, SÜREGE, SÜREĞİ
SÜREÇ, SÜREY, SÜRET, SÜREŞ, SÜREK, SÜREM
SÜRE
SÜRE
Bir olayın başı ile sonu arasında geçen zaman parçası, zaman aralığı, zaman bölümü, müddet. Gelin giysisi yapılan bir çeşit kumaş : Sürenin arşınını iki kaymeye aldım. 1.Yüreklilik, yiğitlik. 2.Dayanıklılık : Şu adamın süresi yok. Arapça kökenli sûre: sure. Bir sesin çıkarılmasına verilen zaman. müddet. Tecimsel belgitlerin sayışımlarındaki paraların ödenmeleri için saptanan gün. Bir işin yapılması ya da bir borcun ödenmesi için gösterilen süre.
SÜREDEŞÇİLİK
Aynı süre içinde değişik yerlerde geçen olayları, bu olaylara bağlanmadan, birlikte anlatma yolu.
SÜREKLİLEŞTİRME
Süreklileştirmek işi.
SÜREĞENLEŞTİRME
Süreğenleştirmek durumu, müzminleştirme.
SÜRESİZLİK
Süresiz olma durumu.
SÜREKLİLİK
Sürekli olma, kesintisiz olarak sürüp gitme durumu, devamlılık.
SÜREĞENLİK
Bir durum ya da özelliğin süregelmesi ya da bir gözlemin benzer koşullarda yinelenme özelliği.
SÜREGİTMEK
Aynı biçimde devam etmek.
SÜREKLİLEŞTİRMEK
Sürekli duruma getirmek.
SÜREĞENLEŞMEK
Süreğen bir durum almak, müzminleşmek.
SÜREĞENLEŞTİRMEK
Süreğen duruma getirmek, müzminleştirmek.
SÜRECENLİK
Bir oluşum ya da sürecin değişmez özellikler kazanarak süregelmesi.
SÜREĞENLEŞME
Süreğenleşmek işi, müzminleşme.
SÜREGELMEK
Başlangıcından beri aynı biçimde sürmek, devam etmek.
SÜREKSİZLİK
Süreksiz olma durumu, devamsızlık.
SÜRELENMEK
Sürtünmek.
Bu bölümde tanımı içerisinde SÜRE geçen kelimeler listesi verilmiştir.
ALİZE
Tropikal bölgelerdeki denizlerde bütün yıl süresince düzenli esen rüzgâr.
ALIKOYMAK
Bir süre için bir yerde tutmak. Ayırıp saklamak. Mâni olmak, engel olmak. Birini, yapmakta olduğu veya yapmak istediği işten geri tutmak. Yoksun bırakmak.
ANLIKÇILIK
Duyu ve irade karşısında anlığın üstünlüğünü ileri süren öğreti, zihniye, entelektüalizm.
AKARSU
Yeryüzünde, yer altında belirli bir yatak içinde, eğim boyunca sürekli veya zaman zaman akan su. Tek sıra elmastan gerdanlık.
ANTİOKSİDAN
Genellikle yağların, yağlı besinlerin uzun süre saklanabilmesi, beyaz renkli sebze ve meyvelerin kararmasının önlenmesi için kullanılan madde. Canlı organizmalardaki toksinleri atmaya yarayan madde.
AKARCA
Küçük akarsu. Sürekli işleyen çıban, fistül. Kaplıca. Kemik veremi.
ABAZAN
Uzun süre cinsel ilişkide bulunmayan (erkek). Karnı aç olan (kimse).
ANLIK
Kısa süren, bir an içinde olan, enstantane. Bir anda oluşan, gelişen, spontane. Anlama gücü, usa vurma, yargılama, müdrike, entelekt. Duyu ve iradeden ayrı olarak düşünülen bilme yetisi.
ADAY
Bir görev, bir iş için kendini ileri süren veya başkaları tarafından ileri sürülen kimse. Bir iş için yetiştirilmekte, eğitilmekte olan kimse, namzet.
AHIRLAMAK
Hayvan ahırda uzun süre kalıp hamlaşmak.
ADCILIK
Kavramların gerçek varlıklar olduğunu kabul eden, kavram gerçekliğine karşıt olarak tümel kavramların yalnızca nesnelerin adları olduğunu ileri süren görüş, isimcilik, nominalizm.
ABANOZLAŞMAK
Ağaç gibi maddeler suda uzun süre kalarak kararmak. Güneşte uzun süre kalarak kararmak, matlaşmak, sertleşmek.
AGANTA
Yısa veya laçka edilmekte olan bir halatın ve zincirin kısa bir süre elde tutulup bırakılmaması için verilen emir.
AİDAT
Dernek, kuruluş, kulüp üyelerinin belli sürelerde, belli miktarlarda ödedikleri para, ödenti. Bir hizmet karşılığı sürekli ve düzenli ödenen para. Kesenek.
ALIŞMAK
Bir işi tekrarlayarak kolaylıkla yapabilmek. Sürekli ister olmak, bağımlılık kazanmak. Uyar duruma gelmek, intibak etmek. Evcilleşmek, ehlîleşmek. Yadırgamaz duruma gelmek. Tutuşmak, yanmaya başlamak. Bağlanmak, ısınmak.
ACENTE
Bir kuruluşun yaptığı işi onun adına kazanç karşılığında yürüten daha küçük kuruluş. Bu kuruluşun veya şubelerinin başında bulunan kimse. Bir kuruluşa bağlı olmaksızın sözleşmeye dayanarak belirli bir yer ve bölge içinde sürekli olarak ticarethane veya işletmeyi ilgilendiren işlerde aracılık eden, bunları o işletme adına yapan kimse. Banka şubesi. Vapur ortaklığı.
ARA
İki şeyi birbirinden ayıran uzaklık, aralık, boşluk, mesafe. İki olguyu, iki olayı birbirinden ayıran zaman, fasıla. Kişilerin veya toplulukların birbirine karşı olan durumu veya ilgisi. Toplu jimnastik dizilmelerinde, sıradakilerin birbirlerinden yanlamasına olan uzaklıkları. Spor karşılaşmalarında oyuncuların dinlenmek ve taktik almak için kullandıkları süre. İç. Bir oyunda, bir filmde izleme sırasında dinlenmek üzere verilen kısa süre, antrakt.
ARABACI
Arabayı süren kimse. Araba yapan veya satan kimse.
ARALIK
Ara. Borsada hisse senetlerinin alım satım emirlerinin verildiği süre. Yarı açık, tam kapanmamış. Uygun, elverişli durum, fırsat. Yılın on ikinci ayı, ilk kânun, kânunuevvel. İki nota arasındaki perde uzaklığı. Basımcılıkta harfler veya satırlar arasındaki açıklık, espas. Tuvalet. Evin iki bölümü veya iki oda arasındaki dar geçit, geçenek, koridor. Iğdır iline bağlı ilçelerden biri. Toplu beden eğitiminde art arda dizilenleri ayıran açıklık. Portenin paralel çizgileri arasındaki boşluk. Bir sesi bir başka sesten, kalına veya inceye doğru ayıran uzaklık.
ABONE
Süreli yayınları, parasını önceden ödeyerek alma işi. Bir şeyi sürekli olarak kullanmak için hizmeti verenle sözleşme yapan kimse, sürdürümcü. Bir yere gitmeyi alışkanlık hâline getiren (kimse).