İçinde LEF geçen kelimeler

Kelimeler arşivinde; içinde "lef" olan, toplam 99 tane kelime bulunuyor. İçerisinde lef bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.

Ek olarak sonu lef ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında lef olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.

 
 

15 harfli kelimeler

ANKİLOBİLEFARON

14 harfli kelimeler

BLEFAROFİMOZİS

13 harfli kelimeler

TELEFONLAŞMAK, TELEFONOMETRE, TELEFOTOGRAFİ, BLEFAROFTALMİ, BLEFAROPLASTİ, BLEFAROPTOZİS, ELEFANTİYAZİK, ELEFANTİYAZİS, MÜKELLEFİYYET, TELEFONSUZLUK

12 harfli kelimeler

MÜKELLEFİYET, RADYOTELEFON, TELEFONCULUK, TELEFONLAŞMA, BLEFAREKTOMİ, BLEFAROBLAST, BLEFAROPLAST, BLEFAROSPAZM, SİMBİLEFARON

11 harfli kelimeler

HAYRULHALEF, BLEFARORAFİ, ELEFİRLEMEK

10 harfli kelimeler

LEFFÜNEŞİR, BLEFARİTİS, BLEFAROSTA, ELEFANTİDE, ELEFANTOİD, HALEFİYYET, LEFELENMEK, TELEFONSUZ, TELEFSİMEK

9 harfli kelimeler

LEFFETMEK, MUHALEFET, MÜELLEFAT, TELEFERİK, TELEFONCU, ABLEFARON, ALEFLEMEK, HALEFOĞLU, KELEFETİR, KILEFETLİ, TELEFONLU, TOSKELLEF

8 harfli kelimeler

LEFFETME, MÜKELLEF, ABLEFARİ, BLEFARON, DİLEFRUZ, GÜLEFŞAN, KLEFAMİT, SELEFİNE, SELEFİYE, TELEFGİN, ÜLEFESİZ

7 harfli kelimeler

TELEFAT, TELEFON, ELLEFCİ, FELEFEŞ, GALEFET, GALEFİR, KELEFÇE, KELEFET, KÜLEFLİ, MAZLEFE

6 harfli kelimeler

OLEFİN, ALEFET, ALEFLİ, ALEFTE, KELEFE, MELEFE, MELLEF, SELEFE, SÜLEFE, ŞELEFE, ŞELEFİ, ŞELLEF

5 harfli kelimeler

HALEF, SELEF, TELEF, ALEFE, ALEFİ, CELEF, ELEFE, GÜLEF, HELEF, İLEFE, KALEF, KELEF, KLEFT, KULEF, KÜLEF, LEFİR, MELEF, ÜLEFE, YELEF

4 harfli kelimeler

ALEF

3 harfli kelimeler

LEF

Bazı kelimelerin anlamları

LEF

İçine sokma, iliştirme.

MÜKELLEFİYYET

yüküm, yükümlülük.

RADYOTELEFON

Telsiz telefon.

ELEFANTİYAZİK

Elefantiyazisle ilgili.

BLEFAROPTOZİS

Üst göz kapağının felç nedeniyle düşmesi.

TELEFONSUZLUK

Telefonsuz olma durumu.

BLEFAROFTALMİ

Göz kapağı ve göz konjunktivasının birlikte yangısı.

TELEFONOMETRE

Telefon konuşmalarının süresini ve sayısını gösteren sayaç.

MÜKELLEFİYET

Yükümlülük.

TELEFONLAŞMAK

Birbiriyle telefonda konuşmak.

ELEFANTİYAZİS

Fil hastalığı.

TELEFONCULUK

Telefon kuruculuğu veya onarıcılığı. Telefon santrali memurluğu.

TELEFOTOGRAFİ

Fotoğraf, resim, yazı vb. durağan görüntülerin elektrik akımıyla uzaklara iletilmesi yolu.

ANKİLOBİLEFARON

Göz kapağı yapışması.

BLEFAROFİMOZİS

Göz kapaklarının serbest kenarlarının bir bölümünün yapışmalarına ilişkin göz kapağı aralığının daralması.

BLEFAROPLASTİ

Göz kapağı üzerinde herhangi bir biçim bozukluğunu düzeltmek amacıyla yapılan estetik ameliyat.

  -   -   -  

Anlamında LEF bulunan kelimeler

Bu bölümde tanımı içerisinde LEF geçen kelimeler listesi verilmiştir.

ÇEVİRGE

Bilgisayar verilerini telefon hattı vb. iletişim hatları üzerinden gönderen elektronik araç, modem.

FONOTELGRAF

Telefonla iletilen telgraf.

BELGEGEÇER

Yazılı, bilgi ve belgelerin telefon sistemi vasıtasıyla bir yerden bir yere iletilmesini anında sağlayan araç, belgeç, faks.

BÜTEN

Olefin grubundan C4H8 formülünde iki hidrokarbonun adı.

ARAMAK

Birini veya bir şeyi bulmaya çalışmak. Önem verip istemek. Ziyarete, hatır sormaya gitmek. Bir şeyin yokluğunu duyarak geri gelmesini istemek, özlemek. Şart koşmak. Bir kişiyle görüşmek üzere telefon etmek. Araştırmak, yoklamak.

BATARYALI

Batarya ile güçlendirilmiş veya desteklenmiş. Batarya ile çalışan (radyo, telefon vb.).

HALEF

Birinin ardından gelip onun makamına geçen kimse, ardıl, selef karşıtı.

AYKIRILIK

Aykırı olma durumu, mugayeret, muhaliflik, muhalefet, tehalüf.

İLETİŞİM

Duygu, düşünce veya bilgilerin akla gelebilecek her türlü yolla başkalarına aktarılması, bildirişim, haberleşme, komünikasyon. Telefon, telgraf, televizyon, radyo vb. araçlardan yararlanarak yürütülen bilgi alışverişi, bildirişim, haberleşme, muhabere, komünikasyon.

DÜŞMEK

Yer çekiminin etkisiyle boşlukta, yukarıdan aşağıya inmek. Fırsat çıkmak. Bazı deyimlerde "yürümek, birlikte gelmek" anlamlarında kullanılan bir fiil. Aşırı ilgi ya da sevgi göstermek. Vurmak, değmek, rastlamak. Bulunmak. Hızı, gücü, değeri azalmak. Yakışmak, uygun gelmek. Düşkünleşmek. Kötü bir sebeple istenmeden bir yerde bulunmak. Vücuda bol gelen giysi aşağı kaymak. Uğramak, kapılmak. Hava taşıtları kaza sonucu hızla yere inerek çarpmak. Yere devrilmek, yere serilmek. Atlanmak, aradan çıkmak, eksik kalmak. Eksilmek. Olmak, olumsuz bir duruma girmek. Bir yere ansızın gelmek, damlamak, tesadüfen gelmek. Telefon, sanal ağ vb. alanlarda bağlantı kurmak. Alışmak, müptela olmak. Belirli zamana rastlamak. Bayağılaşmak. Isı, basınç, ateş vb. eksilmek, azalmak. Bir bölüşme sonunda payına ayrılmak. İşbaşından uzaklaşmak. Yakışık almak. Vakti gelmeden ölü doğmak. Kötü yola girmek. Ödevi veya yetkisi içinde bulunmak. Savaşta savunulmaz duruma gelerek teslim olmak. Biriyle yaşama, çalışma, birlikte olma durumunda kalmak. Durduğu, bulunduğu, tutunduğu yerden ayrılarak veya dayanağını, dengesini yitirerek yukarıdan aşağıya inmek. Yağmak.

AKTARMAK

Bir şeyi bir yerden, bir kaptan başka bir yere veya kaba geçirmek. Toprağı altı üstüne gelecek bir biçimde iyice bellemek. Alıntılamak. Bir kitabı başından sonuna kadar okumak. Bir lehçeyi başka bir lehçeye uyarlamak. Kaynak kişiden derlenen herhangi bir parçayı kitlelere duyurmak ve yaymak. Tür değişikliği yapmak. Bir şeyin yolunu, yönünü değiştirmek. Çatı kiremitlerinin kırık ve bozuk olanlarının yerlerine sağlamlarını koymak. Bir tekniğe göre biçimlendirmek, uyarlamak. Birinin başka biriyle telefonla konuşmasını sağlamak. Üretilmiş olan bir enerjiyi, başka organlara iletmek. İletmek, bildirmek.

ALO

Telefon konuşmasına başlarken kullanılan bir seslenme sözü. (alooo) Kendisine bakmasını veya kendisiyle ilgilenmesini istediği kişiye karşı söylenen seslenme sözü.

İTLAF

Öldürme, yok etme, telef etme.

ARDIL

Birinin ardından gelip onun yerine geçen kimse, arda, halef, öncel karşıtı. Bir çıkarımda varılan sonuç.

CEP

Genellikle bir şey koymaya yarayan, giysinin belli bir yeri açılarak içine yerleştirilen astardan yapılmış parça. Trafiği kolaylaştırmak, araçların durabilmesine olanak sağlamak için yaya kaldırımları veya şehirler arası yolların kenarlarında bulunan taşıt yanaşma yeri. Otomobil yarışlarında arabalarının yarışa başladıkları nokta. Cep telefonu. Savaş alanının bir yerinde düşmanın geriletilmesiyle ortaya çıkan taktik durum, çökertme.

ENTERFON

İç telefon donanımı.

CİVANPERÇEMİ

Birleşikgillerden, birçok türü olan bir kır bitkisi, kandil çiçeği (Achillea millefolium).

AHİZE

Telefonda seslerin duyulduğu ve iletildiği parça.

AĞIZLIK

Bir ucuna sigara takılan, öbür ucundan nefes çekilen çubuk biçimindeki araç. Hayvanın ısırmasına, zararlı bir şey yemesine engel olmak için ağzına takılan tel, deri vb. kafes. Nefesli çalgılarda ağza gelen yer. Kuyu bileziği. Su tesisatında su alıp vermeye yarayan vanalı uç. Yemiş küfelerinin üzerine yapraklı dallarla yapılmış olan kapak. Telefon vb. cihazlarda ağza yaklaştırılan bölüm. Huni. Bir şeyin başladığı yer. Dokumacılıkta çözgünün açılıp kapandığı ve içinde mekiğin geçtiği yer.

ÇEKMEK

Bir şeyi tutup kendine ya da başka bir yöne doğru yürütmek. Atmak, vurmak. Taşıma gücü olmak. Bir kimseyi veya bir şeyi geri almak. Kaçan ilmeği örmek. Asmak. Herhangi bir engel kurmak. Şans denemek amacıyla hazırlanmış kâğıtlardan birini almak. Güç durumlara dayanmak, katlanmak. Görüntüyü bir aletle özel bir nesne üzerine kaydetmek. Üzerinde bulunan bir silahla saldırmak için davranmak. Dişi hayvanı çiftleşmek için erkeğin yanına götürmek. İmbik yardımı ile elde etmek. Hoşa gitmek, sarmak. Tartıda ağırlığı olmak. Masrafını karşılamak, ikramda bulunmak. Yollamak. İçine almak, emmek. Hamur vb. iyice pişmiş duruma gelmek. Daralıp kısalmak. Vericiden gelen dalgaları algılayarak televizyon, radyo, telefon vb. aygıtlarla bağlantı kurmak. Bir kimse ailesinden birine herhangi bir bakımdan benzemek. Germek. Tedavi amacıyla şişe, vantuz, sülük vb.ni uygulamak. Bir duyguyu içinde yaşatmak. Aynısını yazmak veya çizmek. Bir yerden bir şeyi yukarı doğru almak. Öğütmek. Çizgi durumunda uzatmak. Boya, badana vb. sürmek. Döşemek. Yürütmek, sürmek. Yol, ay sürmek. Bir yerden başka bir yere taşımak. Örtmek, giymek. Protesto, poliçe, çek vb. düzenleyip yürürlüğe koymak. Bir amaçla ortadan kaldırmak. Bir cisim, belli bir yakınlıktaki başka bir cismi kendisine yaklaşmaya zorlamak, itmek karşıtı. Herhangi bir anlama almak. Taşıtı bir yere bırakmak, koymak. Bir şeyin içyüzünü anlamak amacıyla bir kimseyi sıkıştırmak. İçki içmek. Bir şeyi emip dışarıya çıkarmak.