Sonu BAŞ ile biten kelimeler

Kelimeler arşivi içinde; sonunda "baş" olan, toplam 135 adet kelime bulunmaktadır. Sonu baş ile biten kelimeler listesinden; Türkçe hakkında yapacağınız ders ve araştırma çalışmalarında ya da Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunlarında kelime türetmek için faydalanabilirsiniz.

Bunun yanı sıra, başında baş olan kelimeler listesine ulaşmak veya içinde baş olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Ayrıca, burada verilen kelimelerin tanımları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarını kullanabilirsiniz.

 
 

13 harfli kelimeler

YUKARIKARABAŞ

10 harfli kelimeler

ZİNGİREBAŞ

9 harfli kelimeler

TOKMAKBAŞ, BAŞDANBAŞ, BAŞTANBAŞ, KAYRANBAŞ, KERTİKBAŞ, SALLANBAŞ, SEZGİNBAŞ, TAKMAKBAŞ, TENGİLBAŞ

8 harfli kelimeler

ALTINBAŞ, BALTABAŞ, BÜYÜKBAŞ, DEMİRBAŞ, KANCABAŞ, KIZILBAŞ, KÜÇÜKBAŞ, SALLABAŞ, YEŞİLBAŞ, ALAĞABAŞ, ALTUNBAŞ, BAGIRBAŞ, BARDABAŞ, BÖLÜKBAŞ, ÇELİKBAŞ, DOĞANBAŞ, DOMUZBAŞ, DONGABAŞ, GEDİKBAŞ, PALTABAŞ, SALTABAŞ, TAHTABAŞ, TASTABAŞ, VARDABAŞ, YALLIBAŞ, YAVRUBAŞ

7 harfli kelimeler

DELİBAŞ, ELMABAŞ, KARABAŞ, KOCABAŞ, AKÇABAŞ, ALAMBAŞ, ALİMBAŞ, BALIBAŞ, BAŞABAŞ, DANABAŞ, DENEBAŞ, DİRİBAŞ, DOLABAŞ, EĞİLBAŞ, EĞİNBAŞ, ELİMBAŞ, ELLİBAŞ, ELMEBAŞ, EYİNBAŞ, GABABAŞ, GARABAŞ, GOCABAŞ, GURUBAŞ, KADIBAŞ, KEÇEBAŞ, KEÇİBAŞ, KEDİBAŞ, KIRKBAŞ, KURUBAŞ, OĞULBAŞ, Devamını Oku »»

6 harfli kelimeler

ALABAŞ, İRİBAŞ, NEBBAŞ, TOPBAŞ, ALİBAŞ, ALTBAŞ, ARIBAŞ, BAŞBAŞ, BAYBAŞ, BEYBAŞ, BEZBAŞ, BİRBAŞ, BOZBAŞ, CİMBAŞ, CİNBAŞ, DALBAŞ, DAMBAŞ, GIRBAŞ, GOKBAŞ, GÖKBAŞ, GÜLBAŞ, GÜRBAŞ, KAMBAŞ, KELBAŞ, KILBAŞ, KIRBAŞ, KÖKBAŞ, MALBAŞ, SAĞBAŞ, SALBAŞ, Devamını Oku »»

5 harfli kelimeler

AKBAŞ, ERBAŞ, ARBAŞ, AYBAŞ, BABAŞ, BOBAŞ, BUBAŞ, ELBAŞ, GUBAŞ, İLBAŞ, İMBAŞ, KABAŞ, KUBAŞ, OKBAŞ, ÖZBAŞ, ŞABAŞ, TABAŞ, ÜÇBAŞ, ÜSBAŞ

4 harfli kelimeler

ABAŞ, OBAŞ

3 harfli kelimeler

BAŞ

Bazı kelimelerin anlamları

BAŞ

İnsan ve hayvanlarda beyin, göz, kulak, burun, ağız ve benzerleri organları kapsayan, vücudun üst veya önünde bulunan bölüm, kafa, ser. Bir topluluğu yöneten kimse. Başlangıç. Temel, esas. Arazide en yüksek nokta. Bir şeyin genellikle toparlakça ucu. Bir şeyin uçlarından biri. Kasaplık hayvanlarda ve bazı yiyeceklerde adet. Para değiştirirken verilen veya alınan üstelik, sarrafiye. 1. Bir şeyin yakını veya çevresi. "Önem veya yönetim bakımından ileride olan, en önemli, en üstün" anlamlarında birleşik kelimeler yapan bir söz. Güreşte pehlivanların ayrıldıkları beş derecenin en yükseği. Çıban. Reis. Tane. Dilim: Bi baş pendir ver. İyi, güzel: Benim toklularım hep baştır. Pazartesi. Ölçüde, tartıda tahminin üstünde çıkan kısım. Çıban, yara. Derilere tatbik edilen bir işlem (tabaklıkta). Köselecilikte bir derinin baş tarafı. Bulgur, buğday ve benzerleri kalburlandığı zaman kalburun üstünde kalan in kısım. Baş, başlangıç. Baş, reis. Baş. Üzeri, kendi. Tepe, zirve. Uç. sınır. Nezt, baş ucu. Ön taraf, ön yol. Bağış, hediye. İnsan vücudunun ağız, duygu organları ve beyni içine alan en ön bölgesi. Herhangi bir hayvanın bu bölgeye karşılık olan yapısı. Sefal, kafa. 3.Bakteriyofajlarda ikozahedral şekilli, DNA içeren kısmı. 4.Miyozinin bir parçası. Fosfolipitlerin yağ asitleri içermeyen kısmı. Spermlerde haploit çekirdeğin bulunduğu kısmı. Beyni ve duyu organlarını taşıyan vücut parçası. Yağlı güreşte ve karakucakta en büyük boy. reis (bk. başkan.). Dövme ya da darçıkım işleminde, dövme ya da itme işini gören kolun ucu. İlkel topluluklarda görülen, çok az kurumlaşmış olan ve gücü kimi kez aşırı bir başına -buyruk- yönetimin gücü biçimini alan önder tipi. İnsan vücudunun üst, hayvan vücudunun ön ucu, sefalika. Deyiş'in konu ve uyağının ne olduğunu belirten, "doğuş" un halk edebiyatındaki adı. İnsan vücudunun ağız, duygu organları ve beyni içine alan üst bölgesi; herhangi bir hayvanın bu kesime karşıt oları bölgesi. Başkan, topluluğu yöneten, komutan. (İnsan ve hayvan sayımında) Tane. Başak. Yara.

BAŞTANBAŞ

En iyi, ekstra.

ALTINBAŞ

Genellikle Ege bölgesinde yetişen, yuvarlak, kalınca kabuklu güzel bir tür kavun.

BÜYÜKBAŞ

Sığır, manda vb. kasaplık hayvanlara verilen genel ad.

TENGİLBAŞ

Takla : Ali hergün tengilbaş atar.

SALLANBAŞ

Konuşurken başını sallayan kimse.

BAŞDANBAŞ

Yüksek.

KAYRANBAŞ

Taşlı, kumlu, ekime elverişli olmayan toprak. Kel.

ZİNGİREBAŞ

Sık ekildiğinden boy atamamış ekin: Bizim arpa bu yıl zingirebaş bitmiş.

SEZGİNBAŞ

Sezme yeteneği olan, duygulu, anlayışlı.

DEMİRBAŞ

Bir yerde kullanılan, bir yere kayıtlı olan, bir görevliden öbürüne teslim edilen dayanıklı eşya. Bir yerin eskisi, emektarı olan (kimse). Bu nitelikte olan.

YUKARIKARABAŞ

Şanlıurfa kenti, Birecik belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yer.

KERTİKBAŞ

Erkeğin cinsiyet organı.

BALTABAŞ

Baş bodoslaması omurga hattına dikey olarak çelik lamadan yapılmış gemi.

TOKMAKBAŞ

Kaya balığı.

TAKMAKBAŞ

Bir çeşit büyük mercanbalığı.

  -   -   -  

Anlamında BAŞ bulunan kelimeler

Bu bölümde tanımı içerisinde BAŞ geçen kelimeler listesi verilmiştir.

ADAY

Bir görev, bir iş için kendini ileri süren veya başkaları tarafından ileri sürülen kimse. Bir iş için yetiştirilmekte, eğitilmekte olan kimse, namzet.

ABORDA

Bir deniz teknesinin başka bir tekneye, bir iskeleye veya bir rıhtıma yanını vererek yanaşması.

AĞAÇÇIK

Taflan gibi dalları dibinden başlayarak çatallanan küçük ağaç.

AÇMAK

Bir şeyi kapalı durumdan açık duruma getirmek. Yakışmak, güzel göstermek. Engeli kaldırmak. Savaşla almak, fethetmek. Bir kuruluşu, bir iş yerini işler duruma getirmek. Sarılmış, katlanmış, örtülmüş veya iliklenmiş olan şeyleri bu durumdan kurtarmak. Birbirinden uzaklaştırmak. Satranç, poker vb. oyunları başlatmak. Ayırmak, tahsis etmek. Yarmak. Bir şeyi, bir yeri oyarak veya kazarak çukur, delik oluşturmak. Düğümü veya dolaşmış bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Yapmak, düzenlemek. Avunmak veya danışmak üzere söylemek, içini dökmek. Alışverişi başlatmak. Görünür duruma getirmek. Geçit sağlamak. Bir toplantıyı, etkinliği başlatmak. Bulutların dağılmasıyla gökyüzü aydınlanmak. Ferahlık vermek. Bir konu ile ilgili konuşmak. Tıkalı bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Sıkılganlığını, utangaçlığını gidermek. Rengin koyuluğunu azaltmak. Beğenmek. Bir aygıtı, bir düzeneği çalıştırmak. Alanını genişletmek.

ABAKÜS

Sayı boncuğu. Sütun başlığının üstüne yatay olarak konan ve kenarlarından biraz dışarı taşan taş blok.

ACAYİPLEŞMEK

Başkalaşmak, yadırganacak bir duruma gelmek.

ABRAMAK

Fırtınalı havalarda gemiyi ustalıkla yönetmek. Başarmak, bir işi becermek.

AÇILMA

Açılmak işi. Bir grupta, sıraların jimnastik alıştırmaları için dağınık düzene girmesi. Bir film çekiminde karanlıkta başlayıp gittikçe aydınlanarak görüntülerin belirmesine dayanan noktalama. Çatlama.

ACENTE

Bir kuruluşun yaptığı işi onun adına kazanç karşılığında yürüten daha küçük kuruluş. Bu kuruluşun veya şubelerinin başında bulunan kimse. Bir kuruluşa bağlı olmaksızın sözleşmeye dayanarak belirli bir yer ve bölge içinde sürekli olarak ticarethane veya işletmeyi ilgilendiren işlerde aracılık eden, bunları o işletme adına yapan kimse. Banka şubesi. Vapur ortaklığı.

ABDAL

Gezgin derviş. Tasavvufta manevi üst bir rütbe. Safeviler devrinde İran'da yaşayan Türk oymaklarından biri. Dilenci kılıklı, üstü başı perişan kimse. Anadolu'da yaşayan oymaklardan bazısı.

AFET

Çeşitli doğa olaylarının sebep olduğu yıkım. Çok kötü. Hastalıkların dokularda yaptığı bozukluk. Güzelliği ile insanı şaşkına çeviren, aklını başından alan kadın. Kıran.

AĞA

Geniş toprakları olan, sözü geçen, varlıklı kimse. Halk arasında sayılan ve sözü geçen erkeklere verilen unvan. Osmanlı Devleti'nde bazı kuruluşların başında bulunanlara verilen resmî san. Ağabey. Cömert, eli açık. Okuryazar olmayan yaşlı kimselerin adlarıyla birlikte kullanılan san. Koca.

ACINMAK

Acıma işine konu olmak. Başkasının hesabına üzülmek, yazıklanmak, yerinmek.

ACIMA

Acımak durumu. Başka bir kimsenin veya canlının mutsuzluğuna karşı duyulan üzüntü, merhamet.

ABAŞO

Gemiyi baştan veya kıçtan halatla karaya bağlama. Altta, aşağıda bulunan, alttaki.

ACIMAK

Tadı acı duruma gelmek, acılaşmak. Başkasının uğradığı veya uğrayacağı kötü bir duruma üzülmek. Merhamet etmek. Acılı, ağrılı olmak.

AÇILMAK

Açma işine konu olmak. Kendine gelmek, biraz iyileşmek, ferahlamak. Kıyıdan uzaklaşmak. Yeni bir bakış açısı getirmek. Renk koyuluğunu yitirmek. Kapı, yol vb. geçit vermek. Gereken güce ulaşmak. Kuruluşlar ilk kez veya yeniden işe başlamak. Sıkılması, çekinmesi, tutukluğu kalmamak. Herhangi bir konuyla veya sorunla ilgili olarak düşünce ve uygulamalarda yeni koşulların gerektirdiği değişiklikleri veya yenilikleri yapmak. Ayrıntıya girmek. Sırrını, üzüntüsünü, sorunlarını birine söylemek. Genişlemek, bollaşmak. İşini gereğinden veya yapabileceğinden geniş tutmak. Delinmek, yırtılmak. Sis, karanlık, duman vb. dağılmak, yoğunluğunu yitirmek.

ABECE

Alfabe. Başlangıç.

AÇILIŞ

Açılma işi. Yeni bir yapının, yerin veya kuruluşun çalışmaya başlaması, küşat.

ADAKLAMAK

Küçük çocuk yürümeye başlamak.

 

Kaynak: Türk Dil Kurumu (TDK) Büyük Türkçe Sözlük