IĞ ile başlayan kelimeler

Kelimeler arşivi içinde; başında "ığ" olan, toplam 49 adet kelime bulunmaktadır. ığ ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.

Ayrıca sonu ığ ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde ığ olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.

 
 

11 harfli kelimeler

IĞRANDIRMAK

10 harfli kelimeler

IĞDIRLILIK, IĞILDANMAK, IĞRADANMAK, IĞRALANMAK

9 harfli kelimeler

IĞILDAMAK, IĞIRBIĞIR, IĞITLAMAK, IĞRALAMAK, IĞŞALAMAK

8 harfli kelimeler

IĞDIRMAK, IĞILAMAK, IĞILLAMA, IĞRANÇÜŞ, IĞRANMAH, IĞRANMAK, IĞRATMAK

7 harfli kelimeler

IĞDIRIK, IĞDIRIP, IĞDIRLI, IĞEŞMEK, IĞINMAK, IĞIRCIK, IĞITMAK, IĞLAMAK, IĞRAMAK, IĞRIPLI, IĞŞAMAK

6 harfli kelimeler

IĞILIK, IĞIMLI, IĞINIK, IĞLAMA

5 harfli kelimeler

IĞDIR, IĞRIP, IĞIMA, IĞLIK, IĞLIZ, IĞMAK, IĞNIK, IĞRAT, IĞRIK, IĞRIZ

4 harfli kelimeler

IĞIL, IĞAÇ, IĞAL, IĞIM, IĞIŞ, IĞLI

2 harfli kelimeler

Bazı kelimelerin anlamları

Duman.

IĞRALANMAK

Sallanmak.

IĞITLAMAK

Tahılı rüzgârda savurarak samanından temizlemek.

IĞILDANMAK

Küçük bebek konuşur gibi sesler çıkarmak.

IĞRADANMAK

Sallanmak.

IĞRALAMAK

Sarsmak, sallamak.

IĞRANÇÜŞ

Tahterevalli.

IĞŞALAMAK

Ağacı sallamak, silkmek: Komşulara dut ığşala yesinler. Hayvan başını sallamak. Sallamak.

IĞILAMAK

Yaş kaysı kurumaya yüz tutmak.

IĞRANMAH

Sallanmak.

IĞDIRLILIK

Iğdırlı olma durumu.

IĞDIRMAK

Kapıyı aralık bırakmak. Eğdirmek.

IĞILDAMAK

Su yavaş yavaş akmak.

IĞILLAMA

Bilye ya da mazıyla oynanan bir çeşit çocuk oyunu.

IĞIRBIĞIR

Erzurum ilinde, Aras nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi.

IĞRANDIRMAK

Ağır bir nesneyi kaldıraç yardımıyla yerinden oynatmak.

  -   -   -  

Anlamında IĞ bulunan kelimeler

Bu bölümde tanımı içerisinde IĞ geçen kelimeler listesi verilmiştir.

AÇMAK

Bir şeyi kapalı durumdan açık duruma getirmek. Yakışmak, güzel göstermek. Engeli kaldırmak. Savaşla almak, fethetmek. Bir kuruluşu, bir iş yerini işler duruma getirmek. Sarılmış, katlanmış, örtülmüş veya iliklenmiş olan şeyleri bu durumdan kurtarmak. Birbirinden uzaklaştırmak. Satranç, poker vb. oyunları başlatmak. Ayırmak, tahsis etmek. Yarmak. Bir şeyi, bir yeri oyarak veya kazarak çukur, delik oluşturmak. Düğümü veya dolaşmış bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Yapmak, düzenlemek. Avunmak veya danışmak üzere söylemek, içini dökmek. Alışverişi başlatmak. Görünür duruma getirmek. Geçit sağlamak. Bir toplantıyı, etkinliği başlatmak. Bulutların dağılmasıyla gökyüzü aydınlanmak. Ferahlık vermek. Bir konu ile ilgili konuşmak. Tıkalı bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Sıkılganlığını, utangaçlığını gidermek. Rengin koyuluğunu azaltmak. Beğenmek. Bir aygıtı, bir düzeneği çalıştırmak. Alanını genişletmek.

ACENTE

Bir kuruluşun yaptığı işi onun adına kazanç karşılığında yürüten daha küçük kuruluş. Bu kuruluşun veya şubelerinin başında bulunan kimse. Bir kuruluşa bağlı olmaksızın sözleşmeye dayanarak belirli bir yer ve bölge içinde sürekli olarak ticarethane veya işletmeyi ilgilendiren işlerde aracılık eden, bunları o işletme adına yapan kimse. Banka şubesi. Vapur ortaklığı.

ABAJURCULUK

Abajurcunun yaptığı iş.

ADAM

İnsan. Birinin yararlandığı, kullandığı kimse. Birinin yanında bulunan ve işini yapan kimse. Bir alanı benimseyen kimse. Eş, koca. Görevli kimse. İyi huylu, güvenilir kimse. Erkek kişi. Daima birinin yanında olan, onu destekleyen, isteklerini yerine getiren kimse.

ABİS

Okyanusların güneş ışığının ulaşamadığı derin yerleri.

ABACILIK

Abacının yaptığı iş.

ABAKÜS

Sayı boncuğu. Sütun başlığının üstüne yatay olarak konan ve kenarlarından biraz dışarı taşan taş blok.

ABAJUR

Işığı bir yere toplamak, doğrudan doğruya gözlere vurmasını önlemek için kullanılan, kâğıt, kumaş, maden veya renkli camdan yapılmış lamba siperi. Genellikle üzeri siperli masa lambası veya ayaklı lamba.

ACENTELİK

Acentenin yaptığı iş. Acente kuruluşu.

AÇIKLAMAK

Bir konuyla ilgili gerekli bilgileri vermek, izah etmek. Açıkça söylemek, ifşa etmek. Belirtmek, göstermek, açığa vurmak, izhar etmek. Bir sorunla ilgili aydınlatıcı bilgi vermek, tavzih etmek. Bir sözün, bir yazının ne anlatmak istediğini belirtmek, yorumlamak.

AÇMACILIK

Açmacının yaptığı iş.

AÇIKLAYICI

Bir sorunu gerekli açıklığa kavuşturan. Kendinden önce gelen kelimeyi belirten, açıklayan (kelime veya kelimeler): "Atatürk, yeni Türkiye'nin kurucusu, daima saygı ile anılacaktır" cümlesindeki 'yeni Türkiye'nin kurucusu' sözü Atatürk adının açıklayıcısıdır.

AÇIKLIK

Açık olma durumu, aleniyet. Uzaklık, mesafe. Bitki örtüsü olmayan, çıplak yer. Gerçeği olduğu gibi yansıtma durumu. Boş ve geniş yer, meydanlık. Bir söz veya yazıda maksadın açık olması özelliği, duruluk, vuzuh. Dürbün, fotoğraf makinesi vb. optik araçlarda ağız çapı, ışığın girebildiği delik.

AÇIKLIKÖLÇER

Bir mikroskobun açıklığını ölçmeye yarayan alet.

AÇIK

Açılmış, kapalı olmayan, kapalı karşıtı. Örtüsüz, çıplak. Bir gereksinimin karşılanamaması durumu. Görevlisi olmayan, boş (iş, görev), münhal. Çalışır durumda olan. Gizliliği olmayan, olduğu gibi görünen. Sevişme sahnelerini bütün çıplaklığıyla anlatan (kitap, resim, film vb.). Boş. Belirgin bir biçimde. Rengi koyu olmayan, koyu karşıtı. Belli bir yerin biraz uzağı. Engelsiz, serbest. Aralığı çok. Kolay anlaşılır, vazıh. Denizin kıyıdan uzakça olan yeri. Her türlü düşünceyi hoşgörüyle karşılayabilen, etkisinde kalabilen.

ACI

Bazı maddelerin dilde bıraktığı yakıcı duyu, tatlı karşıtı. Kırıcı, üzücü, incitici, dokunaklı, kötü. Herhangi bir dış etken dolayısıyla duyulan rahatsızlık, ızdırap. Keskin, şiddetli. Çarpıcı, göz alıcı (renk). Tadı bu nitelikte olan. Ölüm, yangın, deprem vb. olayların yarattığı üzüntü, keder, elem.

AÇMAZ

Satranç oyununda şahı koruyan taşlardan birinin yerinden oynatılamaması durumu. Tuluatta karşısındakine bir nükte veya tekerleme söyleme kolaylığını veren söz. İçinden zor çıkılır durum.

ACIMAK

Tadı acı duruma gelmek, acılaşmak. Başkasının uğradığı veya uğrayacağı kötü bir duruma üzülmek. Merhamet etmek. Acılı, ağrılı olmak.

ABRAKADABRA

Eski çağlarda bazı hastalıklara iyi geldiğine inanılan büyülü söz. Sihirbazların sıkça kullandığı büyü sözü.

ABRAŞ

Alaca benekli. Klorofil azlığından dolayı açık renkte lekeleri olan (bitki yaprağı). Cildin rengini bozup beyaz benekler ve lekeler yapan hastalık. Ters, kaba, görgüsüz (kimse). Deseni ve atkısı bozuk halı. Atın tüysüz yerlerinde görülen uyuza benzer bir hastalık. Çarpık, eğri, düzgün olmayan. Çilli, çopur yüzlü, gözleri açık renk olan (kimse).

 

Kaynak: Türk Dil Kurumu (TDK) Büyük Türkçe Sözlük